DEMİR ÖZLÜ VE TEZER ÖZLÜ ROMANLARINDA HİÇLİK SORUNU

Belirli temalarla kendini hissettiren hiçlik sorununun Demir Özlü ve Tezer Özlü romanlarında yer alıyor oluşu daha çok birey olgusunun bizde tam olarak yerleşmeye başlamasıyla mümkün olmuştur. Zaten romancılarımız birey olgusunun farkına varamadığından romanımız uzun süre bocalama dönemi yaşamıştır. Savaşlarla, darbelerle karmaşıklaşan yaşam ister istemez insanı kendi üzerine düşündürmeye zorlamıştır. Bu sebeple varoluşunu sorgulamaya başlayan insan, Sartre’ın varoluşçuluk felsefesinin temel noktası olan birey’e yavaş yavaş ulaşmaya başlamış, bu sorgulama Demir Özlü ve Tezer Özlü gibi yazarların elinde daha da zenginleşerek gerçekçi bir yapıya oturmuş, insan tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.

Hiçlik sorunu, Sartre’in, Heidegger’in ya da Nietzsche’nin felsefesine bakıldığında daha çok inançsızlık, umutsuzluk, anlamsızlık, kaygı, korku, ölüm gibi olumsuz temalarla karşılığını bulur. Demir Özlü ve Tezer Özlü romanlarının temel çatısı da bu temalar çerçevesinde gelişmiştir. Zaten hiçlik, görülüyor ki belli bireysel temalar çerçevesinde kendini var etmektedir. Anlamsızlık, özgürlük, saçma, inançsızlık, kaygı ya da iç daralması, umutsuzluk, ölüm, fırlatılmışlık, hayatın gelip geçici oluşu ve bütün değerlerin inkarı gibi temalarla varlık kazanan hiçlik, her bireyin bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde içine düştüğü bir durumdur da.

İnsan, tek boyutlu bir varlık değil, karmaşık dünyasıyla çok boyutlu bir varlıktır ve kendini bilinçli ya da bilinçsiz zıtlıklarla var eder. Bu nokta da insan yaşamı da varlık ve hiçlik arasında gidip gelen uzun ve zor bir yoldur. Şu da unutulmamalıdır ki hiçlik sorunu sıradan insanın değil aydın insanın veya düşünen, sorgulayan insanın sorunudur. Demir Özlü ve Tezer Özlü romanları da apaçık bunu göstermektedir.

Anlamsızlık, bunaltı ya da sıkıntı, ölüm, intihar, korku, boşunalık, gelip geçicilik, alışılmış değerlere, yerleşik düzene tavır alma, sonsuzca bağımsızlığı yaşama isteği Özlü kardeşlerin romanlarının ana izlekleridir. Tüm bu temaların yolu da mutlaka hiçlik’e çıkmaktadır. Özlü kardeşlerin kahramanları tüm bu sıkıntıları yaşamış ayrıca yazarlarının da belirtiği gibi boşluk’u tatmaktan kendilerini kurtaramamışlardır. Gerek Demir Özlü’nün karakterleri gerekse Tezer Özlü’nün romanlarında anlattığı kendisi daima boşluk içerisinde olan karakterlerdir. Bu nedenle sürekli arayış içerisinde olan mutsuz, umutsuz ve melankolik kişilerdir.

Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı eserleriyle Tezer Özlü, Demir Özlü romanlarından farklı olarak kendi yaşamını ele almış, kendi duygularını yazmıştır. Bu da nihilist bir yazardan nihilist bir yaşam söyleminin doğmasına sebep olmuştur. Çünkü gerek Selim, gerek Bayan M., gerekse Güngör; Demir Özlü’nün kurmaca dünyasının kurmaca karakteriyken Tezer Özlü kendi gerçekçi yaşamıyla kendidir. Böylece Tezer Özlü, yazdıklarının nihilist bir yaşamdan ibaret olduğunu da göstermiştir. Çocukluğun Soğuk Geceleri’nde intihar eğilimi olan kendi çocukluk dönemini ele alırken Yaşamın Ucuna Yolculuk’da her şeyi yadsıyan yönüyle yaşamın kendisinden sürekli yolculuk yaparak kaçan, her şeyin gelip geçici oluşunu, hayatın anlamsız uğultusunu, boşluğu sürekli gitmelerle yenmeye çalışan biri olarak ele alır. Nihayetinde Tezer Özlü ‘hiçlik’i bilinçli olarak fark etmiş ve ondan kaçılamayacağını görerek çabasız, amaçsız bir hayat hüküm sürmüştür.

“Demir Özlü ve Tezer Özlü romanlarında roman kahramanlarının çoğunda içki önemli bir unsurdur. Hemen hemen hepsinde içki bir kaçış, bir rahatlama simgesi olarak durmaktadır. Bu karakterlerin hepsi de nihilizmin temel göstergeleri olan umutsuz, mutsuz, karamsar havayı kendilerinde yansıtmış, kendilerince hayata doğuştan yenik başlamış, böylece var olamamış bir hayata imzalarını atmışlardır. Var olmamış bir hayat hiçliğin ta kendisi değil midir? Sonuçta her birinin hayatı trajik bir sonla da noktalanmıştır. Tezer Özlü’nün nihilist bir tutumla devam ettirdiği hayatına Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı eserinde “zaten ölmeyecek miyiz öyleyse neden kendimizi öldürelim” diyerek yaşamın boşunalığını dile getirişi oldukça çarpıcıdır. Aslında umutsuzluk, mutsuzluk, anlamsızlık, boşunalık, intihar, amaçsızlık vb. bireysel olumsuz temalarla var olan ‘hiçlik’, Özlü kardeşlerin romanlarında bir bakıma insan yaşamının trajedisini de ortaya koyacaktır. Çünkü hayat hiçlik ile varlık arasında gidip gelirken daha çok kendini olumsuzlamayla var edecektir.

Toplumsal beklentilerle bireysel beklentileri arasındaki farktan ötürü çareyi tek başına var olmakta gören Tezer Özlü hayattaki tüm baskıları tüm kalıpları kırmaya çalışmıştır. Bu da onun evde, okulda ve orta sınıf hayatıyla çatışma yaşamasına sebep olmuştur. Böylece Tezer Özlü’nün nihilizmi daha da artmıştır.

Demir Özlü’nün tüm karakterleri de Tezer Özlü’nün kendisi de sürekli toplumla bir hesaplaşmaya gitmiş toplumsal kalıplar içerisinde yaşayamayacaklarını görmüşlerdir. Bu da onları hayattan koparmış, hiçlik içerisine bırakmıştır.
Tezer Özlü’nün romanlarında sürekli yaşadığı intihar eğilimi de hiçlik sorununun en büyük göstergesidir. Aslında Tezer Özlü’nün, intihara eğilimli olması sürekli intihar duygusuyla dolup taşması onun varlık ile hiçlik, arasında gidip gelmesinin en büyük göstergesidir. Tezer Özlü’ye göre yaşam varlığın; ölümse hiçliğin işaretidir. Çocukluğun Soğuk Geceleri’nde intiharın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Yaşamın Ucuna Yolculuk’ta Özlü, sevdiği yazarların peşine düştüğü Avrupa seyahati, onun toplumdan kopuşunun da delili sayılır. Sevdiği yazarların intihar ettiğini de ayrıca belirtmek gerekir.

Varoluşçuluk’un temel sayıltılarından biri olan sıkıntı ya da bunaltı Demir Özlü’nün eserlerinde ele aldığı en önemli konulardan biridir. “Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları”, “Tatlı Bir Eylül” ve “Bir Uzun Sonbahar” romanlarında ki başkarakterler sıkıntıyla bunalan kişilerdir ve yaşamlarının her alanında bunaltıyı solumuşlardır. Varoluşçuluk felefesine baktığımızda ise sıkıntı ya da diğer adıyla bunaltı boşlukla karşılığını bulmaktadır. Özlü’nün karakterleri de hayatta ne yaptığını bilmeden bunalan boşluk içerisinde olan kişilerdir. Bu kişiler hayata anlam verme konusunda zorlanırlar. Kendilerine belli bir amaç edinemezler, sürekli askıda olma durumunu yaşarlar. Aynı zamanda kimlik bunalımı geçirirler, herhangi bir şeye ait değildirler. Bu yönüyle “Tatlı Bir Eylül” adeta hayatında yalnızca sıkıntıyı yaşayan isimsiz bir karekterin romanıdır. Sıkıntının yarattığı boşluğu verme açısından bu roman ve “Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları”, “Bir Uzun Sonbahar” adlı romanlar hiçlik sorunu açısından daha çok ön plandadır. “Amerika 1954” adlı roman ise Demir Özlü’nün diğer romanlarında yer alan toplumsal eleştirileri kapsasa da umutsuz, mutsuz ve melankolik ruh halinden kurtulması yönünden ayrı bir dikkati taşır. “Amerika 1954” adlı romanın baş karakteri Harun, toplumsal değerlerin bazılarına karşı durmuş olsa da aynı toplum içerisinde mutlu olmayı başarabilmiştir. Bu yönüyle Harun, Demir Özlü’nüm yarattığı diğer karakterler karşısında hiçliği daha az yaşamıştır.

Nietzsche’nin Nihilizmi bilindiği gibi sadece yıkıcı, inkarcı değildir. Nietszche’nin nihilizmi var olan değerleri yıkarken kendince olması gerekenleri de yıkılan değerler yerine koyar. Kusursuz Nihilist ya da Üst İnsan kavramı da bu anlama gelmektedir. Ama ne yazık ki nihilizme olumsuz bir kavram olarak bakıldığından kusursuz nihilist kavramı için de hemen olumsuz bir yakıştırma yapılmaktadır. Demir Özlü ve Tezer Özlü romanları da bu yanlış kanıyı ne yazık ki devam ettirmiştir. Tezer Özlü’nün kendi yaşamında da var ettiği her şeyin bir hiç olduğu anlayışından sonra hiçbir şeye önem vermeyişi, yaşamın değersiz olduğu tutumu bu yanlış algılayışın bir diğer örneğidir. Ayrıca Demir Özlü ve Tezer Özlü romanlarını Sartre, Camus, Kafka vb. varoluşçu yazarların romanlarıyla karşılaştırdığımızda çarpıcı benzerlik ve değişimler de göze çarpacaktır. Örneğin Sartre’ın Bulantı ve Uyanış’ında gelip geçiciliğin simgesi olan cafe’ler Demir Özlü’yle birlikte romanımızda kahve’yle karşılığını bulacaktır. Bu mekanlar da hiçliğin mekanlarıdır; aidiyet duygusunun tükenişidir

SANCAR CAN

Written by Sancar CAN