EY ÂHÂLİ, BİR DE BENİ DİNLEYİN…

Bugün kendime bir söz verdim. Artık hafızam acı şeyleri hatırlamayacak, acıların kıyısında dolaşmayacak diye. Şimdi düşünüyorum da ne büyük bir söz bu benim için. Hayatı hep acı taraflarıyla gören, hayatı olduğu gibi kabul etmekte zorlanan biri olarak nasıl tutabilirdim ki bu sözü? İnsan, ruhunun derinliklerine kadar acıyı hissederken acıları nasıl bertaraf ederdi? Hafızama düşen bir acıyı nasıl uzaklaştırabilirdim kendimden? Acıları umursamazlığa çalan olgunluğa erişmek diye bir şey var mıydı bu yeryüzü cehenneminde? Bir türlü yaşamdan tat almayan ruhumu, bir paçavra gibi buruşturulup atılan saf duygularımı, bitimsiz bir acıya dönüşen sevgimi yeniden var eden acısavar bir benlik sarmalar mıydı kirlenmiş ve yıpranmış ben’imi? Acılardan kaçmak, acıları unutmaya çalışmak korkaklık değil miydi?

Ardı arkası gelmeyen, gelmeyecek bu sorular hafızamdan acıları silip atamayacağımın göstergesi… Kendimi avutmaktan ya da kandırmaktansa acıları kendime yoldaş bilmem daha doğru değil miydi? Bu boktan yaşama tutunmak için hayatın acılarla örülü gerçekliği içinde debelenip durmak, mutluymuş gibi görünmeye çalışmaktan ya da mutsuzluk içinde mutlu olmaya çabalamaktan daha onurlu bir davranış değil miydi?

Çoğalan yalnızlığımı, kendi gerçeğinin farkında olmayan insanlarla azaltmanın ne anlamı vardı ki… Bir başına olmanın acısı aramızda dolaşan sevgisiz, amaçsız kuru gürültülerin mutlu yaşamından daha erdemli bir yol değil miydi? İnsan; başıboş, değersiz yaşamına kattığı onca kalabalığın hangi gururlu şamatasını yapabilirdi ki? Evli ve çocuklu olmak basit yaşamlarımızı kurtarır mı? Bir amaç, değer yükleyemedikten sonra neyin bir anlamı olabilir ki? Ardınızda yaralı bıraktığınız bir kalbin üzerini kirli ayaklarınızla çiğneyip geçerken, mutlu olmaya nasıl inanılır, mutlu olacağının hakkı nasıl gözetilir? Cehennem adayı insanlarla bir arada yaşarken nasıl acısız bir hayat düşlenir ki? Başkasının acısı yanı başımda gözümün içine sokuluyorken ben kendi hayatıma nasıl mutluluk tohumları ekerim. Bu dünyanın acıları günbegün içime işlerken hüznümü nasıl yok sayarım?

Sizler bunları bilip nasıl mutlu olmaya çalışırsınız, sizler benim acı çekişimi hangi mantıksızlıkla yargılıyor ve bana şaşırıyorsunuz. Oysaki şaşırması gereken ben değil miyim ey ahali? Ey ahali, acının anlık çığırtkanlığını yapmak hiç yakışmıyor size…

 

Written by Sancar CAN

Bizimle düşünceni paylaşır mısın?