HİÇLİK SORUNUNA VAROLUŞSAL BİR YAKLAŞIM – 3

1.3.3. ÖZGÜRLÜK PROBLEMİ ve SEÇME
Varoluşçuluğun, “Varoluş özden önce gelir” söylemi kendisiyle birlikte determinizmin ve fatalizmin de varlığını yıkmıştır. Mademki varoluş özden önce geliyor öyleyse belirli bir insan doğası yoktur. Böylece geriye sadece insanın özgür olduğu gerçeği kalmıştır. Bu şekilde özgürlüğe kavuşan insan var olan toplumsal ilişkiler düzenini yadırgamaya başlamış bu da onda iç daralması ya da bunalım kavramlarının varlığını ortaya çıkarmıştır. Yani varoluşçuluğun ana izleklerinden olan iç daralması ya da bunaltı kendisini özgürlük kavramıyla açığa çıkarmıştır.

Heidegger felsefesine göre en genel anlamıyla özgürlük Dasein’in “zamansal ve yitimsel olarak tasarımladığı otantik varoluşunda açığa çıkar” (Heidegger, 2009, s.46). Yani aslında bir tasarı olan Dasein, hayatı boyunca olabilirlikten varoluşa geçme faaliyeti içerisindedir. Bu nokta da henüz belirlenmemiş bir varlık olan Dasein, aslında hiçliği var eder. Bu da bir bakıma onun özgürlüğüdür. Heidegger’e göre Dasein bilinmeyen bir güç tarafından dünyaya fırlatılmıştır. Bu aynı zamanda onun bilinmeyen bir ‘hiçlik’ten dünyaya geldiği sonucunu da ortaya çıkarmaktadır.

Dasein aynı zamanda yitimsel bir varlık olarak karşımıza çıkarken ölüme doğru koşan bir varlık olarak da karşımızda durur. Yani Dasein ölüme doğru koşarken hiçliğe de gitmektedir. Dasein hiçlikle beraber varlığını sürdürmektedir.

İnsan varoluşuyla birlikte hiçliği de beraberinde getirdiğini söyleyen Sartre’ın düşüncesi böylece Heidegger’le zenginlik kazanmış olmaktadır. Ayrıca Heidegger doğumun ve ölümün insanda oluşan iki ayrı hiçlik noktası olduğunu da belirtir. Bir doğru parçası olarak düşünürsek doğum bu hiçliğin başlangıcı ölüm de sonudur. Ama insanın ölümle hiçliği ne denli sonlandırdığı ise meçhuldür. Heidegger’e göre insan; doğum ve ölüm hiçliklerinde bir hiç olarak yaşamaya devam eder. “Var-olma şu anlama gelir: Hiçin içine bırakılma” (Heidegger, 2009, s.35).

Hiç içine bırakılarak yaşamaya devam eden Dasein, böylece belirlenmiş bir varlık olur ve kendisini özgürlüğe de hapseder. Yani özgürlük hiç’le karşılığını bulur. Bir başka ifadeyle Dasein, bir hiç olduğundan özünün hiçliği kapsadığından özgür olma edimini de beraberinde getirir.

Bu noktada Heidegger “Varlık ve Zaman”da Dasein’ın bir açıklık olan varoluşunu oradalığın açıklığında (dünyada) açığa çıkarması etkinliğini (salınımını), “göçebelik” izleği ile dile getirmektedir (Towarnıckı, 2002, 34). Yani Heidegger’e göre özgürlük Dasein’in göçebeliği ile anlam kazanmaktadır. Dasein henüz olmadığı şey olarak varlığına devam ederken aynı zaman da olmak istediğini de yıkar. Bunu özgürlüğüyle yaparken olmak istediği şeyle henüz olamadığı şey arasında sürekli göçebe bir tutum izler. Bu yüzden Dasein sürekli bir hareket halinde olacak kendini aşarak her daim ‘Hiçlik’i var edecektir. Kısacası kendi var olma olanaklarıyla olagelen Dasein ne ise o değildir.

Dasein ek-statik olarak “orada” henüz olmadığına doğru olan eşdeyişle kendi olabilmesine doğru yönelen olanaklılık ufkuna sahiptir. Bu bağlamda Heidegger, ekstatik kavramını, Dasein’ın gelecekteki olma olanaklılığına ve bu olanaklılığın tasarımsal ufkuna karşılık kullanmaktadır. “Dasein, olabileceği ve olacağı bir şey (olarak) dışarıda durur (ausstehen) (Heidegger, 2001, s.336). Heidegger’e gore Dasein’ın bu ekstatik varoluşu aynı zamanda onun, özgürlüğüdür. Özgürlüğü onun, varoluşunu açığa çıkarma potansiyelinde; “kendi önünde” veya “dışında durma” olarak tanımladığı ek-statik var olmasında temellenmektedir. Çünkü Dasein diğer var olanlar gibi, sadece olan yani dünyada bulunan bir varlık değil, aynı zamanda olabileceği olanakların toplamı olarak geleceğe doğru olagelen tasarımsal bir varlıktır.

Heidegger, özgürlük sorununda Kant gibi nedensel olmayan bir tutuma sahiptir. Doğum ve ölüm zıtlığıyla yaşayan Dasein varlık-hiçlik kutubunda var olmaya çalışırken zamansal olarak temellendirilmiş ve özgürlük alanına taşınmıştır.

Sartre felsefesinde hiçleyici davranışların beşiği “bilinç”in ontolojik gerçekliği kaçınılmaz olarak özgürlükten başkası değildir. Bu ‘özgürlük’de olumsuz olandan başkası değildir. Zaten Sartre felsefesi olumsuz olanın apaçık gözlendiğini açığa çıkarmıştır.

1.3.4. İÇ DARALMASI, KORKU
İç daralması ya da diğer bir ifadeyle bunaltı kişinin toplumsal ilişkiler düzenine başkaldırısıyla başlar ve özgürlük deneyiminin ya da sorumluluk bilincinin sonucunda ise yoğun bir şekilde yaşanır. Ancak Sartre’a göre birçok insan bu sıkıntıyı nam-ı diğer iç daralması, kaygı, anksiyete ya da bunaltıyı yaşamaz, yaşamamakla birlikte onu maskeler.

Varoluşçuluk’a göre insan sahipsiz bir şekilde bu dünyaya fırlatılmış, terk edilmiştir. Bu da insan da ürküntü ya da iç daralması olarak ifade edebileceğimiz belirsiz bir korkuyu doğurmuştur. Ancak bu iç daralması yada bu kaygılı korku sıradan korkudan farklıdır. Sıradan korkudan belli bir şeyden sakınma söz konusuyken iç daralmasında ise kendi kendimizden sakınırız. Diğer bir ifadeyle bu noktada iç daralması varlık karşısındaki sakınma olarak nitelenebilir. Heidegger, iç daralmasının insanı hiçlik uçurumunun eşiğine getirdiğini belirtir. Ona göre hiçlik ile iç daralması birbirine sıkıca bağlıdır. Yalnız bununla birlikte kendi varlığı için kaygı içerisine giren insan var olanın belirlenmiş sınırını aşıp hiçlikten uzaklaşarak varlığa ulaşabilir.

Kendini özgür bir şekilde yaratma potansiyeline sahip olan Dasein’’in dünya ile olan ilişkisini kaygı belirler. Korkunun belli bir objesi mevcutken kaygının kaynağı belirsizdir. Aslında kaygının kaynağı hiçliktir ve hiçlik kesin olarak öznel bir yapıya oturtulup kavramsallaştırılamaz. Kaygı insanın dünyayı korkunç görmesine sebep olur. Ölüme doğru yol alan varlığın temeli de kaygıdır. Ölüm Dasein’in var olduğu andan itibaren ensesinde hissettiği kaygının başlangıcıdır. Bu kaygıyla birlikte Dasein, sorumluluk bilinciyle değer kazanır. Hiç bir şekilde ölümden uzaklaşılamaz, ölüm gerçeği insanın var oluşu kadar hiçliğinin de habercisidir. Bu durumda insan ölümle her an hiçliğe düşebilir.

Kaygı “…esnasında bütünlüğü ile batan varlık kaybolmaz, üstümüze abanır, bizi sıkmaya başlar. Tutunacak bir şey kalmaz. Varlığın erimesi içinde sadece üstümüze abanan bir hiçlik kalır” (Heidegger, 2003, s. 26-27). Bu haliyle kaygı, hiçliği bize tanıtan bir ruh halidir.

Kaygıyla birlikte insan yaşamı memnun edici değildir. İnsan hayattan bir şey beklemez, kaygıyla birlikte hayat anlamsızlaşır. Bu anlamsızlıktan kurtuluş insanın kendi özünü bulmasıyla mümkün olur.

Written by Sancar CAN

Bizimle düşünceni paylaşır mısın?