METİN KAÇAN ÜZERİNE: “BU İNTİHAR DA NEYİN NESİYDİ?”

İnsan hayatı hayal kırıklığı, pişmanlık, çelişkiler, terkedilme, ayrılık ve bunun gibi birçok olumsuz yaşantı üzerine kuruludur. İnsan hayatını daha çok bu olumsuz kavramlar şekillendirir ve tabiki insanı içinde bulunduğu toplumdan, aile ve arkadaş çevresinden de bağımsız olarak düşünemeyiz. Hayat bir yorumsa insana yaşadıklarını anlamlandırma da bu saydıklarımın etkisi hiç kuşkusuz yadsınamaz. Kişiyi var eden içinde bulunduğu toplum, aile ve arkadaş çevresi ve kişinin içsel dünyasında yaşadıklarına bu üç etkenden yola çıkarak kattığı anlamdır ve her bireyin yorumu birbirinden oldukça farklıdır.

Kimi insanları yaşadıkları olumsuzluklar, iyiye dönük dersler çıkaramadıklarından daha acımasız ve daha erdemsiz biri haline dönüştürürken kimilerini ise yaşadıkları olumsuzluklar, iyiye dönük dersler çıkarabildikleri için daha yumuşak kalpli ve daha erdemli birine dönüştürür.

Peki bu söylediklerim 52 yaşında köprüden atlayarak yaşamına son veren Metin Kaçan için nasıl bir anlam taşıyordu? İntihar güçlü karakterli insanların seçeceği bir yol olabilir miydi? Metin Kaçan gibi zor ve sıradışı bir hayatın sahibini güçlü biri olarak nitelemek ne kadar doğruydu ? Ya da hiçbir şey göründüğü gibi değil miydi?

Metin Kaçan 1961 yılında Kayseri’de doğmuş aynı yıl İstanbul Kasımpaşa’ya sürüklenmiş bir ailenin çocuğuydu. Babası berberdi. Çocukluğunun geçtiği Dolapdere, Ağır Roman’daki Gıli Gıli Salih’in yaşadığı Koleravari bir yerdi. Kaçan’a göre Dolapdere “tipik bir kovboy kasabası”ydı, tek başına ayakta kalmayı öğrenebildiği yerdi.

Otomobil tamirciliği, marangozculuk, kahvecilik, barmenlik gibi birçok işte çalışmış bir alt sınıf bireyiydi Kaçan.
Yeraltı edebiyatının öncülerinden sayılan Metin Kaçan, 16 yaşında ‘Beyaz Eldiven’ isimli bir çetenin mensubuydu ve arkadaşları tek tek öldürülmüştü. Çocukluğu, gençliği birçok sıkıntıya tanık olmuştu. Yani Gıli Gıli Salih’in ta kendisiydi. Sadece Ağır Roman’da adını değiştirip bir düş kurmuş olayları da o şekilde canlandırmıştı. Ağır Roman, onun hayalini kurduğu ve içinde kendini yaşattığı sahte bir evrendi. Kısaca yaşadığını yazan biriydi.

Görüldüğü üzere Metin Kaçan’ı var eden yaşadığı çevre, aile ve içinde bulunduğu toplumdu. Toplumun dışladığı bir çevrede yaşamış, yoksul bir ailede büyümüş, kabadayılığın ön planda olduğu bir arkadaş çevresinin içinde nefes almıştı. Yaşadıklarından olumsuz yorumlar çıkardığı içinde kendinde belki de kötü olma, acımasız olma hakkını görmüştü. Ama bu hayatın gerektirdiği bir sonuçtu belki de Kaçan’a göre.

Salih’le o kadar çok ortak noktası vardı ki Salih gibi babası berberdi, araba tamirciliği yapmıştı. Dolapdere, Kolera gibi kenar mahalle hayatının olduğu yerdi, kabadayıların, hayat kadınlarının, kadın tacirlerinin, uyuşturucu satıcılarının, eşcinsellerin olduğu bir mekandı. Salih gibi çetesi vardı, dili onun gibi argoydu ve Salih gibi intihar etti.
Kaçan, 1996 yılında haber spikeri Alp Buğdaycı ile reklam ve halkla ilişkiler uzmanı Güneş K.’ye işkence yaparak tecavüz ettikleri iddiasıyla göz altına alınır ve sekiz ay hapis yatar. Bu da neyin nesi oluyor acaba diye sormaktan alıkoyamıyorum kendimi. İçinde bulunduğu gerçek dünyanın acımasızlığı, çocukluğunda, gençliğinde yaşadığı sıkıntılar, eğer bu söylenilen doğruysa onda kötü olma, acımasız olma hakkını mı doğurmuştu? Kaçan, uzaktan görüldüğü kadarıyla hesapsızca bir hayat yaşadı. Kimseye hesap vermek zorunluluğu duymadı. O, Ağır Roman’ın kabadıyısı Salih’ti, Beyaz Eldiven’in çete üyesiydi. Yoksa kendini daha yazmadığı bir romanındaki kahraman mı sanıyordu bu gerçek yaşantıda? “Yaşadığını yazan değil yazdığını yaşayan” mıydı yoksa?

Ve intihar böyle bir hayatın acı bir yazgısı mıydı? Yaşadıklarından memnun olmadığının bir göstergesi miydi? Yoksa söylenildiği gibi terk edilmeye dayanamayış mıydı? İntihar kirli hayattan kurtulmak isteyişi miydi? Pişmanlıkla geçen bir hayata daha fazla tahammül edemeyişi miydi? Ne olursa olsun Metin Kaçan başarılı bir yazardı ve bu yazı asla onu yargılamak için değildi. Sadece onu anlamaya çalışmak içindi. Ama biliyorum ki onu anlamak böyle uzaktan olmayacak. Biliyorum ki onu anlamak için o olmak gerekir.

Written by Sancar CAN