PAULO COELHO’NUN SON ROMANI “ALDATMAK” ÜZERİNE: “İNSAN YALNIZCA KENDİNİ ALDATIR”

Paulo Coelho, son romanı “Aldatmak”ta yaşama tutkusunu kaybeden Linda isimli bir kadının hikayesini anlatır. “Ne de olsa bazen kim olduğumuzu bulmamız için kendimizi kaybetmemiz gerekir.” mesajıyla okuyucusunun karşısına çıkan Coelho, aslında sadece Linda’nın değil yaşama tutkusunu, yaşam enerjisini kaybeden birçok kadının ve birçok erkeğin de sorununu oldukça önemli tespitler ve dikkat çekici cümlelerle önümüze serer. Her ne kadar Linda’nın gölgesinde kalsa da Linda’nın yasak bir ilişki yaşadığı Jakobi karakterinin de Linda’dan hiçbir farkı yoktur. Yaşananlara Jakobi açısından bakılırsa bu durum daha iyi anlaşılacaktır.

Hayatın tekdüzeliği, basitliği, acımasızlığı, bu dünyanın sömürü bir düzenden oluştuğu, kadın – erkek ilişkisinin yapaylığı, evliliklerin sahte bir evren oluşu, insanın yalnızca kendini aldattığı … gibi hakikatler “Aldatmak” romanında Coelho’nun kaleminden nasibini alır. Coelho’nun bu roman aracılığıyla söylemeye çalıştığı modern dünyanın bunalımını, korkularını ve yarattığı sahte biz’leri hatırlatmasıdır. Bizler ne kadar farklı olmaya çalışsak da kendi basitliğimiz, sıradanlığımız içerisinde boğulup durmaktayız. Kendi eksenimiz etrafında dönüp yine aynı noktaya gelen zavallı yaratıklarız. Coelho, Linda ya da Jakobi karakterleriyle aramızda dolaşan bizlerin çelişkilerini dile getirmiştir. Korkularımız, elimizdekinin kıymetini bilmeyişimiz, zamanı gelince de korkunç varlıklara dönüşeceğimiz gerçeği bu roman aracılığıyla apaçık ortaya konulur.

“Aldatmak” romanı bir kadının eşine olan ihaneti değil kendisine olan ihanetini ele almaktadır. Yani Coelho bu romanıyla cinsel aldatmak’ı değil kişinin kendisine olan ihanetini cinsellik aracığıyla vermeye çalışmaktadır. Nihayetinde Jakobi Linda’nın içinde bulunduğu bunalımı, mutsuzluğu atlatması için bir çıkış yoludur ve kitap bittiğinde Linda yaşadığı kısa süreli bu kendini kaybediş kabusunu her şeyi geride bırakarak son verir de.

Eseri kısaca özetleyecek olursak;

Linda 31 yaşında saygın bir muhabir, iki çocuğu ve harika bir kocası olan zengin bir kadındır da aynı zamanda. Oldukça da mutlu bir aile hayatına sahiptir de. Her şey yolunda giderken ansızın bir yazarla yaptığı röportajdan sonra kafasında hayatıyla ilgili sorgulamalar başlar. Hayatının çok sıradan olduğu düşüncesiyle kendiyle, ailesinin geleceğiyle ilgili korkularıyla acımasız bir savaşa girişir. Aslında Linda’ya göre bu sorgulamalar çok önceden vardır, Linda’nın sözünü ettiği röportaj bu sorunlarını dile getirilişinin bir bahanesidir.

Linda hayatını normal bir şekilde devam ettirecek yaşama enerjisini yitirmiştir; hayatının heyecanı yoktur. Hayatının kusursuz olmasından ve mutlu olmaktan sıkılmıştır. Bir süre sonra kendiyle ilgili sıkıntıları olduğunu kabullenip bunları eşine ve çocuklarına yansıtmayarak doktora gitmeyi düşünür. Farklı farklı doktorlara başvurur. Bir medyumla görüşür. Depresyona girmiş bir arkadaşıyla görüşür. Hissizlik durumu içerisinde olduğunu anlar. Gitgide olumsuz bir ruh hali Linda’yı avucunun içine alır. Ta ki lise arkadaşı eski sevgilisi Jakobi hayatına girene kadar. Jakobi önemli bir siyasetçidir. Jakobi’nin Linda’yla yollarının kesişmesi Linda’nın Jakobi’nin özel ve siyasi hayatıyla ilgili bazı gelişmelerle ilgili onunla röportaj yapmak istemesi aracılığıyla gerçekleşir.

Linda ile Jakobi arasında bir ilişki başlar. Bu ilişki Linda’nın hayatına bir renk katar. Kuralları yıktığında hiçbir şeyin değişmediği hatta bu maceranın onda mutluluk hissinin oluşturduğunu duyumsar Linda. Ancak hayatta her güzel şeyin bir sonu vardır. Linda aslında bu mutluluğun geçici olduğunu sadece kendini aldattığını bilir; hayatın sıradanlığı karşısında bir boşluğa düşmüş ve bu boşluğun avuntusunu eski lise arkadaşıyla yarım kalmış bir aşka sığınarak atlatmaya çalışmıştır.

Linda’nın Jakobi ile yaşadığı heyecan cinsel fantazilerden öteye geçmemektedir. Coelho’nun Linda ile Jakobi arasındaki cinsel hayatı verirken oldukça açık dilli olması ve fütursuzca ayrıntılara yer vermesi aşkın değil de cinsel heyecanın ön plana çıkartılmak isteyişi olsa gerek. İlk etapta Coelho’nun bu fütürsuz tavrını eleştiriyorsunuz; ancak en sıradan insanların bile cinsel fantezilere yenik düştüğü her insan da cinsel açlığın olduğu ve her insanın içinde bu konuda hayvansal yönlerin olduğunu görebiliyorsunuz.

Linda’nın içinde yaşadığı durum aslında çoğumuzun yaşadıklarıdır. Hayatımızın sıradanlığından bunaldığımız dönemleri sık sık yaşıyoruz. Bundan yorulup hesapsızca hareket edebiliyoruz. Sıkıntıdan kurtulmak, sıradanlığı yıkmak için kendimize yakıştırmayacağımız maceraların içerisine atabiliyoruz kendimizi. Bazen pişmanlıkta yaşasak bu maceralar hayatımıza daha fazla sahip çıkmamız gerektiğini öğretiyor bize. Linda’nın yaşadığı macera da kendisini bulması için önüne çıkan varoluş açmazlarıdır. Herkesin hayatında karşısına çıkan açmazlar kısacası. Sadece hikayeler, kişilerin tavırları ve mücadele güçleri farklı olmaktadır. Kimisi yaşadığı sıkıntılar sonucunda kendini var ederek zafer kazanırken kimisi de kendini kendi eliyle yok etmektedir.

Paulo Coelho’nun “Aldatmak” romanı ile Ahmet Altan’ın 2002 yılında piyasaya çıkmış çok fazla müstehcenlik içerdiği gerekçesiyle oldukça eleştiri alan “Aldatmak” romanı arasında bazı benzerlikler de var. Her iki romanın kahramanı da eşini aldatan, oldukça mutlu bir aile hayatı olan maddi doyuma ulaşmış ayrı iki kadından oluşur. Belki bu kadar zengin ve eğitimli olmasalar eşlerini aldatmak cesaretini gösteremeyeceklerdir. Bu da ayrı bir konudur aslında. Hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını da gösterir her iki kitap. Her iki kitabın kadın karakterleri evliliklerinin heyecanını, tutkusunu yitirmiştir, arayış içerisindedir.

Her iki kadına da ihanet iyi gelmiştir. Bu ihanet; onların evine, eşine, işine, en önemlisi kendisine olan ilgisini, sevgisini, hayata olan bağlılığını adeta yeniden doğurmuştur. Ve her şeyi geride bırakıp mutlu yuvalarına dönmüşlerdir. Her iki kadının da gizli dünyalarında yaşadığı ilişkideki erkekler hayatlarında duyguya yer veren insanlar değildir. Her iki kadında yaşadığı ilişkiden pişmanlık duymamaktadır.

Her iki eserdeki en büyük ayrım cinselliği ele alışta kendini gösterir. Coelho en az Altan kadar eserinde cinselliği verirken cüretkar davranır; her türlü ayrıntıyı apaçık verir. Ancak Altan, eserinde kişilerin cinsel arzularının eşleri tarafından istenilen oranda karşılanmayınca bu isteklerini farklı kollarda gidermek isteyebileceklerini yani cinsel tatminsizliği dile getirirken – ayrıca burada cinselliğin sadece erkeklere özgü olmadığı kadınların da cinsel arzularının var olduğuna dikkat çekmek gerek – Coelho ise yaşama heyecanını kaybeden bir kadının kendini bulması için cinsel dünyayı bir araç olarak kullanmıştır. Aynı zamanda insanların cinselliğe karşı büyük bir zaaflarının olduğuna vurgu yapmaya çalışmıştır. Şunu unutmamak gerekir ki; her iki yazar da cinselliği eserlerinde açık bir dille anlatmalarını konuyu daha gerçekçi ve etkileyici kılması açısından gerekli görmüşlerdir. Bu kitaplara bu yönde yapılan eleştirilerin, insanların gizli hayatlarının böyle apaçık verilmesine tahammül edemeyişinden gelmektedir.

Bu söylenilenler iki kitap arasındaki bazı benzerlik ve farklılıklardan sadece birkaçıdır. İki kitap karşılaştırmalı bir bakış açısıyla ele alındığında daha fazla noktanın ortaya çıkacağı aşikar. İlerleyen zamanlarda her iki kitabin karşılaştırmalı bir incelemesini de vermeye çalışacağız.

SANCAR CAN

 

Written by Sancar CAN